Kayıtlar

Roman etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İki Şehrin Hikayesi - Charles Dickens

Resim
       “Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete…”        Dünya edebiyatının en iyi giriş cümlelerinden birine sahip Dickens’ın ölümsüz eseri ‘İki Şehrin Hikayesi’. Romanın son sayfalarını araladıkça bu giriş cümlesinde ki zıtlıkları, çelişkileri, sağı ve solu, yukarıyı ve aşağıyı (Aristokrasi ve Halk, İngiltere ve Fransa, Devrim öncesi ve sonrası) çok net çizgilerle anlayabiliyoruz.      Charles Dickens’ın en büyük tarihi romanı olarak bilinse de İki Şehrin Hikayesi; tarihin yanı sıra aşkı, şiddeti, dramı bilhassa açlığı, sefaleti, hırs ve intikamı olabilecek en iyi kurgu ve en iyi betimleme ile okura anlatan bir roman.      İk...

Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım - Herta Müller

Resim
'Bir Yolculuktur Hayat' Sıcak, çok sıcak bir ‘Temmuz’ gününden selam ❤ Uzun zamandır sizi tanıştırmak istediğim bir kitap eh bir de pek değerli bir yazarımız var. Romanya Almanlarının azınlığını oluşturan bir ailede dünyaya gelen Müller, İkinci Dünya Savaşı’nın kanlı günlerinde büyümüş; hem Nazi sempatizanlığına hem faşist devlet düzenine karşı çıkmış, ‘Çavuşesku’ diktatörlüğüne başkaldırmış. Bir makine fabrikasında çevirmenlik yaparken Rumen gizli servisine ajanlık yapmayı reddetmesi ile işten atılmış, birçok kötü suçlamaların hedefi olmuş, defalarca sorguya alınmış. Müller’in ilk kitabı 1982’de sansürlenerek yayınlanmış olsa da yazarın yenilikçi dili eserin 1984’de Almanya’da yayımlanması ile Çağdaş Alman Edebiyatında çığır açmasına neden olmuş. Sayısız ödül ile onurlandırılan Müller, 2009 yılında “şiirin yoğunluğu ve nesrin doğrudanlığını kullanarak yurtsuzların dünyasını betimleme yeteneğiyle” Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş.   Keşke Bugün Kendimle Karş...

Frankenstein yada Modern Promethus

Resim
  Frankenstein Kimin Öyküsü? Hemen herkesin uzaktan yakından duyduğu, filmlerden gördüğü, kitaplardan tanıdığı; korkunun, gerilimin, canavarların, yaratıkların atasını simgeleyen geçmişten bugüne sanki neneden toruna totalde hemen her toplumda, her kültürde aktarımı farklı olaylar ve durumlardan da olsa yapılan kült karakter Frankenstein’nın eşsiz ve gerçek öyküsü ‘Frankenstein’ yada Modern Promethus. Frankenstein, bilim-kurgu türünün ilk temsilcilerinden biri olmakla beraber, Romantizm akımının etkilerinin Gotik edebiyatın özellikleri ile aktarıldığı bir eser olarak da değerlendirilmekte. Bunun yanı sıra 1820’lerde genç bir kadın tarafından kaleme alınması ve kısa sürede Fransızcaya çevrilmesi, 1823’ te ikinci baskının yayımlanması birçok okurun beğenisini kazanması ile devrim yaratmış bir kurgu ve dile sahip. Öyle ki zamanının tüm eleştirilerini ardında bırakıp yüzyılları aşmış evrenselliğe kavuşmuş bir roman. Okurların, eserin konusuna uzaktan yakından aşinalığı olsa da, F...

Siddhartha - Hermann Hesse

Resim
  Siddhartha -Ayrılma/Erginlenme/Dönüş-   Hikâye şöyle başlıyor; herkes tarafından çok sevilen ve sayılan, bir Brahman oğlu olan Siddhartha, diğerlerinden farklı olarak içinde dinmeyen bir huzursuzluk, susuzluk içinde kendi beninde akan asıl pınarı, özü, Nirvana’yı bulmak için sonu gelmeyen bir arayışın yolculuğuna çıkar. Maneviyattan maddiyata uzanan bu yol, Siddhartha’nın hemen her duygu durumunu, yaşam biçimini yaşamasına, anlamasına müsaade ederken, tıpkı akan bir ırmak gibi Siddharha’yı geliştirip dönüştürür. Bir Brahmanken bir Samana olur Buddha ile karşılaşır ve sonra bir ‘çocuk insan’ olur. Ruhsal bütünlüğü iç dünyasından dış dünyaya, manevi yaşantıdan maddi yaşantıya dönüşür. Manevi yaşantısı ile sahip olduğu mistik duygu, kavrayış ve becerilerin ardından ‘çocuk insan’ tabiri ile madde evreninde sahip olunan duygu, düşünce, his, beceri gibi çocuk insan davranışlarına yönelir. Bu arayış yolculuğunda karakterimizin karşısına çıkan her birey ve olay karakterimizin...

Uçmak ve diğer Metaforik Şeyler...

Resim
        Uçmak ve diğer Metaforik Şeyler...     "Cehaletimizi kırabiliriz, becerilerimizi, yeteneklerimizi ve zekâmızı kullanarak   kendimizi bulabilir, kendimiz olabiliriz. En önemlisi, özgür olabiliriz! Uçmayı öğrenebiliriz!"   Uçmak nedir?       Uçmak belki de yalnızca bir histi. Nereye varmak istediğin ile nasıl varmak istediğinin matematiksel olmayan; anlamlı, bir o kadar sistemli fakat kuralsız bir bütünü. Uçmak, özgürlüğün varlıklar içinde doğmadan oluşan yegâne dürtüsü. Peki, o halde; Uçmak için kanatlara ihtiyaç var mıdır?       Uçmak için yapma gücü ile yapma inancı gereklidir. Güç ve inanç aslında hep olduğun ama hiç olamadığını sana verir. Gözler görmese, kulaklar işitmese bile saklı olan his, hissedilendedir. İşte bu hisler varlığı varlık yapan duygulardır. İleriye gitmek için ise sanırım saklı olan hislerin yine güçlü bir bağ ile açığa çıkması gerekir. İşte bu bağ paylaşmaktır. Uçmak için i...

Bulantı ve Varoluş Üzerine

Resim
Sizin Bulantınız Nerede? Roman: Bulantı Yazar: Jean Paul Sartre Kahraman: Antoine Roquentin Şehir: Bauville, Paris Mekan: ' İçinde varolduğun her an '                  Bir kitaba dair düşüncelerim beni hiç bu kadar zorlamamıştı. Kitaba başladığım günden beri nasıl yorumlanır bu kitap? diye çılgın düşüncelere girdim. Belirtmek isterim ki eser, bir roman sıfatının çok ötesinde, bu yüzden yazılanlara hak veriyorum. Bulantı, yazarın düşünce dünyasının, felsefi ideolojisinin, kısaca Sartre'ın evreninin yapı taşı. Ve sonuç olarak  'varoluş, varlık, sancı, varoluş sancısı, varoluş kaygısı, mide spazmları, mide bulantısı, saçma ve bulantı'  sözcüklerinin benim varoluşumda benim özümde neyi hissettirdiğini, neyi yaşattığını sizinle paylaşmaya karar verdim.   Tüm eser boyunca, karnımda hissettiğim şu karıncalanma, kalbimde hissettiğim anlamsız sıkışma, beynime hücum eden yarasa vari karanlık bulutlar ve bittabi ruhumu ele ...

Yaman Adam - Miguel De Unamuno

Resim
Yaman Adam       İspanyol klasiklerine on hikaye ile yer veriyor Unamuno eserinde. Aşk, evlilik, sadakat, hırs, hayal kırıklıkları ve inançlarımız üzerine bizi benliklerimizin en derinlerine götürüyor. Soruyor insan kendine ve aynada ki gördüğüne; kimim ben?  Sevilmek isteyen bir hanım, yaman bir adam, özgürlüğe susamış bir oğlan, gücünü sevgiyle bastıran bir kadın ve dahası. Hepsi biziz öyle değil mi? Saklı benliklerimiz. Kurtulmak istediğimiz, görünmesinden korktuğumuz asıl bizler. Bu dolambaç çukurunda koşarken biz insanlar, geleceğin getirilerini görmeden hırslara boğuluyor. Benlik olma çabamız benlikleri kabul ettirme savaşına dönüşüyor.       Sevgiyi, aşkı, sadakati, güveni; bir ailenin ayakta durma merhalelerini, bir yaşamın sonsuz olma gücünü maddi kaygılara dönüştürüyoruz. Tuhaf olan ise bunları biz yapıyoruz. "Biz"!       Alıntılar - “ Çünkü biz yaslı ve bedbaht günleri, sevinçli ve Mesut günlerden daha iyi hafız...