Kardeşimin Hikâyesi Ben'in Öyküsü Üzerine
Kardeşimin Hikâyesi Ben'in Öyküsü Üzerine
-
Biteceğini sandığım son 50 sayfa ile başladı asıl hikaye… Kardeşimin Hikâyesi,
Ben'in Öyküsü! Olma eyleminin
ortasında şimdi, parça parça geçmişe ayrıldı. Unutulanlar ve hatırlananlar
arasında ince bir tel ipte asılı kaldı bütün duygular. Hayata dair bir yaşam,
bir inanç belki bir düşünce sistemi kurarken öykü, bilinç içerisinde hapsolan
tüm duyuları ve duyguları özgürlüğe bıraktı. Bütün kalıplar yıkıldı. Sanırım hikâyenin
bitişi ile kendine gelemeyen benliğim bu yıkımın bir sonucuydu. Gerçekte böyle
değil mi? diye düşünmeye başladım. Yıkımların sancısı, özgürlüğe bırakılan
duyguların ferahlığı... Bir hayatın içinde hem bir kişi hem bin kişi olma
durumu. Evet! Gerçekte böyleydi. Bir başlangıcı ama bitmeyen bir sonu vardı
hayatların. Doğum gibi, ölüm gibi, aşk gibi, merak gibi, hırs gibi… Bir olay
bir duygunun kapısını açar ve hikâye başlardı tıpkı ‘Kardeşimin Hikâyesi!’
gibi.
Kitap Üzerine
-
"İnsanların duyguları olmasaydı her şey ne
kadar kolaylaşırdı" düşüncesi
temeline uzanan romanın 'İnsanların
duyguları olmasaydı her şey ne kadar zorlaşırdı'
düşüncesini okurda hatırı sayılır şekilde hissettirdiğini söylemeden
başlamamalıyım. Bir cinayet ile başlayan Kardeşimin Hikâyesi hayatın içinde
hayalin, gerçeğin içinde kurgunun tasarısını sağlam bir zeminde okura sunuyor.
Bu tasarı içerisinde hikâyede gelişen olaylar bir sonraki sayfaya ‘bir an önce geçme’ dürtüsünü verirken,
okurun maddi ve manevi duygu dünyasını en derinden sorgulamaya itiyor.
Sürükleyici bir roman nitelendirmesinin yanında bütün övgüleri sonuna kadar hak
ettiği kanısındayım.
Roman duyguların dönüşümünü, ana karakter Ahmet
Arslan’ın iç sesi/konuşmalarını zaman ve mekân olgularıyla bütünleştiriyor.
Bilhassa iç konuşmaların bütünlüğü, edebiyattan psikolojiye geniş bir yelpazede
ilerlerken okura hayata/yaşamaya dair bir bakış açısı, inanç sistemi, düşünme
şekli inşa ettiriyor. Bakış açısı, inanç, düşünme şekli… Adına ne derseniz…
Yazarın sunduğu bu çoklu duygu evreni okuru öznel dünyası ile birleştiriyor.
Kitabı okurken Ahmet Bey ve gazeteci kıza dair
düşüncelerinin yoo iç konuşmalarının bazen hatta sıklıkla canımı sıkması bir
başka deyişle iğreti gelmesi öznel dünyamızın, deneyimlerimizin kalıplaşmış
düşünce yapılarına işaret ediyor.
Livaneli, hikâyenin olay örgüsünü, şahsına münhasır bir Karadeniz kasabasından kara bulutların hapsolduğu dönemin Rusya’sına ilmek ilmek işlerken okura; şimdinin ve geçmişin, unutmanın ve hatırlamanın mucizevî bağını içimizde ki Ben’e hatırlatıyor.
Alıntılar
-
Karasevda, gözleri bağlı olarak bir uçurumun kıyısında yürümek değil miydi?
Hayatın özü, büyük sırrı; olmazsa olmazı Unutmak. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez.
“Belki de edebiyatçılık, anlatmaktan çok, bir anlama uğraşına dayanıyordu.”
Kitap Satın Almak İçin:
- https://www.dogankitap.com.tr/kitap/kardesimin-hikayesi
- https://www.inkilap.com/kardesimin-hikayesi-549004
Beni Sosyal Medyadan Takip
Etmek İster misiniz?
👉 İnstagram: https://instagram.com/in.library_?igshid=YmMyMTA2M2Y=
👉 1000Kitap: _ https://1000kitap.com/inlibrary_

Yorumlar
Yorum Gönder