Köpek Kalbi - Mihail Bulgakov





“Kara Mizah ki ne Kara Mizah”

 

Eser, dönemin Sovyet Rusya’sında yaşayan aç, yaralı bir sokak köpeği olan Şarik’in en savunmasız, çaresiz hatta düşkün olduğu günlerde kurtarıcı bir melek olarak benimseyeceği Dr. Filipp Filippoviç ile karşılaşması ile başlar. Dr. Filipp Filippoviç beyin üzerine araştırmalar yapan dünyaca ünlü, başarılı bir bilim adamıdır. Bu karşılaşma Şarik için bir mucize olsa da gerçek, amaç için kullanılacak araç sıfatından ileri gitmeyecektir.

Yarası tedavi edilen, karnı doyurulan, ufak şımarıklıklar ile birkaç haftalık günlük gülistanlık muayenehane günleri Şarik için beklenmedik bir anda yön değiştirir. Hani amaç için araç demiştim ya bu amaca hizmet etmek adına uygun diğer araç gereçler bir azılı suçlunun ölümü ile elde edilmiştir. Bir kadavra ve denek Şarik! Dr. Filipp araştırması için hazırdır.

Ameliyat masasında hem bir denek olarak Şarik hem bir doktor olarak Filipp Filippoviç hummalı bir çaba sergiler. Araştırmanın asıl amacı gençleştirmeyi keşfetmek olsa da sonuç bambaşkadır. Köpek Şarik, bir insana dönüşmüştür. Ama nasıl bir insan? Ne yazık ki Filippoviç’in atladığı önemli bir nokta vardır. Bu uzun öykünün asıl önemli olaylar zincirini oluşturan süreç böylece başlar.

Bir insan olarak Şarik, hipofizin ait olduğu birçok suç kaydı bulunan suçlu, alkolik bir adamın kişiliğine bürünmeye başlar. Doktorun muayenehanesinde bir hak talep eder mesela, “yer hakkı”, insanların onu bir isimle hatta bir soyisim ile hitap etmesini ister. Bunun için ilgili belgeler imzalanır ki halka kendini göstermiş olması bu zorunluluğu doğurur. Derken iş çığırından çıkar toplumsal suçlar devreye girer, kaos artar. Artık bu acı karmaşaya bir son gerekir.

 

Köpek Kalbi’ni okumadan önce hatta satın almadan önce yaptığım araştırmalarda Kafka’nın eşsiz eseri Dönüşüm’ de kahramanımız Gregor Samsa’nın öyküsü bağlamında kitabın, bir anti dönüşüm öyküsü içerdiği eleştirisi dikkatimi çekmişti. Okumama vesile olan bu eleştiri sayfaları çevirirken yerini taze okumuş olduğum Frankenstein’in öyküsüne bıraktı. Ki haksız da sayılmam bu mevzuda. Her iki öyküde de insan tarafından yaratılmış varlıkların toplumsal varoluşlarını ve toplumsal yok oluşlarını gözlemleyebiliriz. Temel olarak benzer özlere sahip olan bu iki grotesk öykü yazıldıkları zaman, toplum, kurgu, dil gibi unsurlar açısından bambaşka yere sahiptir.

Mevzu bahis esere dönecek olursam kurgudan biraz dışarı çıkmak istiyorum. Köpek Kalbi’nin 1925’te kaleme alınmasına rağmen 1968 yılına kadar sansüre maruz kaldığı acı bir gerçek. Bu noktada dönemin siyasi koşullarına perde aralamak doğru olacaktır. Sovyetler Birliği’nin ifade özgürlüğünü sıkı denetimlere tabi tuttuğu dönemlerde, kıymetli yazarımız Bulgakov’un hicvi, mizah ile bütünleştirip eserlerine ilmek ilmek işlediğini göz önüne alırsak sansürün sebebini kavramış oluruz. Bu noktada yazarların bilim kurgu türüne yönelmesi en azından kalemlerinin susmaması için kanımca doğru ve haklı bir yöneliş. İşte bu zorlukların içinden toplumsal bir eleştiri olarak doğmuş Köpek Kalbi. 1968 yılında ABD’de basılan kitap kendi topraklarında ancak 1987 yılında yayımlanabilmiş. Eser için bu da bir başka acı gerçek sahnesi.

Bu bağlamda eserin bir hiciv mekanizması oluşturduğunu iyi kavramak gerekiyor. Şüphesiz “Kara Mizah” benzetmeleri bu durumun bir sonucu. Şarik ve çevresinde gelişen olayların dönemin belli başlı siyasi karakterlerini ve olaylarını yansıttığını gözlemleyebiliyoruz. Şarik’in insana dönüşmesi ile ortaya çıkan kaosun burjuva ve proleterler arasındaki ilişkiyi görmemize yardımcı olduğu da açıkça görülmekte. Bundan mütevellit yozlaşmış sistem yapısını kurnazca kullanan Şarik, statü yarışına giriyor ve usta bir şekilde bunu sağlıyor.

Dönemin eleştirilerine kapı aralamanın dışında eserde, psikolojik bir gerçekliğinde yansıtıldığını düşünüyorum. Gerek doktorun gerek köpek Şarik’in ve insan Şarikov’un okura verdiği birçok ders var. Hatta kurgu da yer alan diğer karakterlerinde. Öze, bene iniyoruz olaylar ışığında. İnsanın ne kadar kötü olabileceğini sorguluyoruz birçok sahnede, bencilliğin götürdüğü dönüşü olmayan yolları izliyoruz. Yazıldığı dönemi ve taşıdığı izleri bir kenara bıraksak bile eser, değerini hiç azaltmıyor. Hüznü biraz mizahi, biraz acımaklı yaşatıyor Bulgakov.

Bu bağlamda Köpek Kalbi amaç ne olursa olsun herkesin okuması gereken bir kitap.



Alıntılar

“Hastalık zamanın da en önemli şey yiyecek bulmaktır.” 11 s.

“Sinemaya bile yetmez parası oysa sinema, kadınların yaşamdaki tek tesellisidir.” 11 s.

“Belli ki ölmek için daha erken, umutsuzluk ise kesinlikle günah." 15 s.

“Gelişimin hangi aşamasında olursa olsunlar hayvanlara terörle hiç bir şey yaptıramazsınız.” 24 s.

“Aynı anda iki Tanrı'ya tapılmaz! Aynı anda hem tramvay yollarını süpürmek hem de birkaç İspanyol baldırı çıplağın kaderini belirlemek mümkün değildir.” 45 s.

“Yakışıklıyım. Kim bilir belki de tanınmayan bir köpek prensiyim.” 48 s.

“Hiç kimse dövülmemeli," dedi "bunu hiçbir zaman unutma. İnsana da hayvana da yalnızca telkin etki eder.” 49 s.

“Yemin ederim kayboldum bu umutsuzlukta.” 113 s.

“Bilin ki korkunç olan, artık onda köpek değil, insan kalbi olmasıdır. Hem de doğada bulunan en berbatından!” 114 s.

“Kesin olan tek şey, o evde mutlak ve korkunç bir sessizliğin hüküm sürmesiydi.” 127 s.




Kitap Satın Almak İçin: https://www.canyayinlari.com/kopek-kalbi-9789750752018


Beni Sosyal Medyadan Takip Etmek İster misiniz?

👉 İnstagram: https://www.instagram.com/asyainlibrary_/?igshid=YmMyMTA2M2Y%3D

👉 1000Kitap: https://1000kitap.com/asyainlibrary_











 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım - Herta Müller

Siddhartha - Hermann Hesse

Bulantı ve Varoluş Üzerine